14.10.2010

Aziz NESİN'e Mektuplar...



En son mektubumda ilçe kongresi esnasında, gereği yapılmış, fazlasıyla delegelerden imza almış olmama rağmen divan başkanınca konuşturulmadığımı, ısrarla:
- Sadece üç dakika lütfen!
Şeklindeki istemimin, kabul görmediğini paylaşmıştım ya; sizinle Sayın NESİN!
Eğer Divan Başkanımız, bana sadece üç dakikalık zaman verseydi o gün, ilçemizdeki olağanüstü kongremizi yaparken; ben zaten kısır çekişmelerimizin, içine girmeden, yakın geçmişte Fransa’da Sosyal Demokratların seçim gününde, havanın güzelliğine kapılıp, sandık başına giderek, vatandaşlık görevini yerine getirmesi yerine, pikniğe gidince!
İlk turdaki sonuçların açıklandığı Pazar Günün akşamında, Ulusal Cephe Lideri; Jean Marie Le Pen:
- “Sol açıdan sol,
Ekonomik açıdan sağ,
Ulusal açıdan Fransız’ız!“
Diye tabanına mesaj verince…
Bu tıpkı Hitler’in 1932’de:
Ekonomik olarak sağdayız;
Kalbimiz solda;
VE her şeyden önce Almanız!
Şeklindeki ifadesini mi? Hatırlattı birilerine bilemem!
Fransa’dan öteye tüm Dünyayı sarsan, endişelendiren bir gelişmeydi bu!
Jean Marie Le Pen, 5 Mayısta yapılacak seçimlerin, ikinci turunda, Jacques Chirac’ın karşısında % 30un altındaki oy almasını, başarısızlık olarak göreceğini söylüyordu.
Seçimlerin ikinci turunda sandık başına koşuşturan, Sosyal Demokratlar, sandıklarının bulunduğu binaların bahçelerine adımlarını atar atmaz, birinci turda kendilerinin gösterdikleri duyarsızlıklarından dolayı, bulaşmış oldukları, siyasi kirliliklerinden arındıktan sonra; ancak oy kullanabilecekleri anlamını taşıyan, köpüklü bir eylemle karşılaşmışlardı!
Eğer gerekli imzayı fazlasıyla toplamama saygı duyup; Sayın Divan Başkanımız bana üç dakikalık zamanı, kendimi ifade etmem için vermiş olsaydılar! O gün, yakın geçmişteki bu örneği verip; sadece:
- Arkadaşlar salon kapısının dışına şimdi gidip, çantamdaki deodorantımı bırakacağım. Siyasi kirliliğe bulaştığını düşünenler varsa içimizde. Çıkışta izinsiz kullanabilirler!
Önemli olan bunun ayırtına vararak; arınma talebinde bulunmaktır zaten diyecektim…
Ben sadece; Sayın Nesin…
Kongre Salonumuzun yakınındaki Öğretmen Evinin Bahçesinde, Sevim Hanımla otururken o gün biz, salondan çıkan arkadaşların da gideceği tek yer konumundaydı orası. Kalabalıklar aynı kapıdan girdi uzun kuyruklar oluşturarak. İlden gelen bir gurup partili arkadaş, bizim masamıza geldi, birlikte çay içtik. Gelen guruptaki arkadaşlardan, Ahmet Sarışın:
- Sen niye söylemek istediklerini, izinsiz uluorta bağırarak, söyleyip! Salonu terk etmedin ki? Dedi, eski bir partili olmanın tecrübesiyle…
- Tarzım değil! Partimi o kadar çok seviyorum ki! En uzak noktalarda, sayıca çok az toplulukların içinde bile, tüzükte belirlenen hakların, kuralların, eşitlik ilkesi doğrultusunda, karşılıklı anlayış, sevgi ve saygı ortamında yürütülmesini çok istediğimden, olsa gerek dedim!
Bu kez; O da:
- Bu üç dakika içinde sen ne diyecektin ki? Dedi merakla…
- Üç dakika semboldü o an benim için. Ben sadece geçen hafta, Fransa’da Sosyal Demokratlara konulan, tepkiyi hatırlatacaktım. Siyasi kirlilikten arınmak isteyenler için, salon kapısının dışına, deodorantımı, izinsiz kullanabilmeniz için bırakacağım; arkadaşlar! Umarım işe yarar! Diyecektim…
Derken, Sarışın ve arkadaşları beni çok dikkatli dinliyordu; tek gülen Sarışın, olmuştu:
-Sizin adınızı duymuştum ama tanışmamıştık biz! Sen; dedi sustu! Elini önce başının üzerine, sonra ağzına, sonra da yüreğinin üzerine götürerek!
- Bu kadar güzellikleri, aynı bedende taşıyabiliyorsan! Seni orada konuşturmazlar, arkadaş! Dedi…
Tüm bu konuşmalardan sonra bir arkadaş; adını bilmiyordum! O da:
- Tüzüğe bağlılık tabii ki hepimizin arzusu, beklentisi de! Senin saatlerce uğraşıp, üç dakikalık konuşma yapabilmen için topladığın imzaları, yok sayan zihniyetlere karşı ne düşünüyorsunuz Hocam? Dedi.
- Ne diyeyim? Bizdeki kirlilikleri temizlemeye, deodorant aslında etkisiz kalır! Biraz da klor ak mı alsak ne? Acaba arkadaş! Dedim…
Epeyce kalabalıktık, güldük ağlanacak halimize çaresizce…
Ben de konuşturulmayışımın etkisinden bunca yıla rağmen kendimi arındıramamışım ki Sayın Nesin; şimdi mektuplarımda size yazarak, dejarz olmaya çalışıyorum belki de! Genç ve üretebilme azmindeyken konuşturulmadık! Emekliliğimde yazayım bari bunları derken; şimdi de 301’e girmiş bunlar deyip, karşıma çıkan olur mu ki? Diye, bir soru takıldı şu anda kafama. Okuma, yazma, düşünme, söyleme...
Emir kiplerinin tek kelimeyle ifadesi, acaba?
YAŞAMA!
Olabilir mi ki?
Saygılarımla, en kısa zamanda, bir sonraki mektubumda, okuduğunuzda sizi gülümsetecek, bizleri de umutlandıracak, daha güzel bir konu bulmaya çalışacağım, Sayın Nesin…

Hiç yorum yok: