5.12.2009

Aziz Nesin'e Mektuplar


22.02.2007’de
Henüz bilgisayarım yokken, kurşun kalem dönemimimde, yazdığım ilk mektup...
SAYIN AZİZ NESİN
2 Temmuz 1993’te yaşanan, Sivas Katliamı’nın yankıları ve görüntüleri, yüreklerimizi dağlarken, ölüm arenasından canını zor kurtaranların arasındaydınız. Korkutucu fakat gerçekleri yansıtan açıklamanızı unutamıyorum:
‘’Kapkaranlık bir bataklık içinde debelenip, durmaktayız. Yönetimimizi ellerine teslim ettiğimiz iyi niyetli aptallarla, köyü niyetli alçaklar! Bizi kuşatan kapkaranlık balçığı her gün artırmakta, koyulaştırmaktadır!” diyordunuz demecinizde...
Size ilk mektubumu yazmaya başladığım tarih aslında 22.02.2007! Şimdi bilgisayara çekiyorum onları. Açıklamanızın üzerinden geçen bu süre içinde, bizler hala kapkaranlık bataklıkta debelenip durmaktayız, debelendikçe dibe vurmaktayız! Gerçekleri haykırdınız, kara mizah yaptınız, olmadı uyardınız! Toplumsal bilinçlenmede uzun yıllara rağmen, bir arpa boyu yol alınmadığı gerçeği sizi çileden çıkardı. Farklı bir yol deneyerek:
“Türk Milletinin % 60’ının aptal olduğunu söylediniz!”
Ve yargılandınız...
Birey olarak çırpındınız, yılmadınız. Ne acıdır ki toplumsal değişimin göstergesi olan çıtayı, arzuladığınız noktada göremeden; her canlı gibi...
Aramızdan ayrıldınız!
Ama onurluydunuz;
Ama gururluydunuz;

Ama inançlıydınız;
Ama savaşçıydınız;
Ama çalışkandınız;
Ama dürüsttünüz;
Ama üretkendiniz;
Bir de; çok ama çok tutumluydunuz...
Bizler her gün farklı saatlerde, farklı mekânlarda, yaşadıklarımız karşısında şok olup, hayrete düştüğümüzde. Yüzümüzdeki tebessümle, içimizdeki acı ve isyanı bastıramadığız anlarda, şartlanmışçasına, o kadar çok:
“Tam da AZİZ NESİN’lik!’’ demeye, başladık ki…
Bendeki bu kulağınızı çınlatma ve sizi çok sık anma durumu bir adım daha öteye gidip, sizi rüyamda da görmeye varınca; ben de olayın boyutunu biraz daha genişletmenin ötesinde, bu diyaloga yazı gerçeğiyle, kalıcılık katmaya, bu amaçla da size mektuplarımı yazmaya başladım.
‘’Günlerden, 22.02.2007di ve ben rahmetli Aziz Nesin’e mektuplarımı yazmaya başlamıştım. Yaklaşık bir yıl sonra parmaklarımın klavye ile yenice tanıştığı o günlerde ise Sayın Nesin’le paylaşmak istediklerimi Word’e kaydetmeye başladım, iki ay sonra bana, 300 sayfalık bir dosya olarak geri dönmüştü bu çabam.
Şimdi de Büyük Tire Gazetesindeki bu köşemden, bunu bir yazı dizisi haline getirip, paylaşımımıza farklı bir boyut kazandırmak istedim. Hoşunuza gideceğini düşünerek...
Sorunlarımızın asıl çözüm noktasının, siyaset olduğuna inanıyorum ama siyasi partiler yasası değişmedikçe; siyaset ve siyasetçilerden böyle bir beklenti oluşturmak mümkün mü? Yaşadığımız süreçte! Götürebilene maşallah; götüremeyenlere de inşallah! Ortamı içinde ben de bu köşemden, Sayın Nesin’e yazdığım mektuplarımı paylaşacağım sizinle. Yaklaşık yüz elli gün sürecek bir paylaşım olacak bu...
Sayın Nesin Merhaba;
Biz, bir kurban bayramını daha geride bıraktık. Öncesinde yapılan uyarılara ve daha önceki bayramlarda yaşananlara rağmen yollarda trafik canavarının hışmına uğrayıp, mutluluk dolu kavuşmaların hayaliyle çıktığımız yolu tamamlayamadan, kanla, acıyla, zamansız ölümlerle kucaklaştık gene.
79 ölü ve 476 kişi yaralı statiğimizi kayda aldık gene... Oysa Kurban Bayramının sevinciyle koyulduk yola ama kendimizi kurban ettik; sevdiklerimize kavuşamadan önce bu bayramda da...
Eski bayramlarımızı andık özlemle. Bizi sevindirmeye yeten, bir çift ayakkabının ruhumuzda yaratığı fırtınaları anlatmaya çalıştık, günümüzdeki sahip olduklarının farkına varamayan çoluk çocuğumuza aklımızca. Sanki onların doyumsuzlukları, doğuştan kendilerine bahşedilmişçesine; kendimizi kandırmaya çalıştık bir yerde belki de gene!
Onlardaki bu değişimi yaratabilmek için ne çok emekler verildi oysa ama biz çok meşguldük, görmezden geldik o zamanlarda. Şimdilerdeki masallarla hatalarımızı örtbas etme gayretimiz de boşuna tabii ki!
Maillerle bayramlarımızı kutlamak, moda olmaya başladı. Hem öyle ki kişilerin birbirini tanıması da gerekmiyor. Kişilerin mail adreslerine ulaşabiliyorsan bir şekilde, söylenecek sözünün de olduğuna inanıyorsan, bir tıkla ulaşıyorsun tanıyıp, tanımadığın insanlara. Reklam kokusundan gına geldi hepimize, merak denen belanın kurbanı olmaktan kurtaramıyoruz ama kendimizi gene de!
Kara kutu dedik önceleri televizyon ekranlarına, şimdilerde ekranlar renklendi ama sunulmaya çalışılanlarla gün geçtikçe, daha da kararmakta aslında...
Şimdilerde bir de internet furyası başladı. Gençler ve çocuklara neler kazandıracak? Neler kaybettirecek statiğini yapmaya başladık. Geçenlerde beş yaşındaki bir kız çocuğunun aşamalı bir oyun esnasındaki hırs ve çırpınışlarını annesi videoya çekmiş, 5N1K programı içinde ekranlardan izlerken, tüylerim diken diken oldu! Oyundaki bir aşamayı geçemeyen bu beş yaşındaki kızın, kan ter içinde kalarak, üstelik ağlayarak, çırpınışları, kendisini kaptırmasının yaratacağı tramvayı anlatıyordu, programdaki konuk psikolog...
Siz, söyleyecek sözünüzün olduğuna inandığınızda, emek verip bunları bize kitap olarak sunmaya çalışıyordunuz. Kitapların satmadığı, okunmadığı günümüzde, farklı yollar denenmeye başladı artık. Bir sonraki mektubumda mektup arkadaşınız olarak, kendimden bahsedeceğim size biraz, Sayın Nesin saygılarımla, hoşça kalın...

Hiç yorum yok: